Bu ülkede siyasî aidiyetler, özellikle de MHP gibi köklü bir yapının mensubiyeti; bir şeref, bir duruş, bir omuz sorumluluğudur. Ne var ki son dönemlerde bazıları, kendilerine bir kalkana ihtiyaç duyduklarında hemen “Ben MHP’liyim” diyerek toplumsal değerleri istismar etmekten çekinmiyor.
Bu tutum, sadece bir partinin etik çizgisine zarar vermiyor; aynı zamanda bir davanın ruhuna da gölge düşürüyor.
Tıpkı dinî bilgiye sahip olmayan, marjinal ve ölçüsüz çevrelerin din üzerinden ahkâm kesmeye kalkması gibi…
Kendi fikrini, kendi çıkarını, hatta kendi nefesini bir partinin, bir liderin, bir davanın üstünde göstermeye çalışanlara Anadolu’da boşuna “kurt postuna bürünmüş çakal” denilmez.
Bu dava; şahısların, mevkilerin, makamların değil, bir milletin asırlık yürüyüşünün davasıdır.
Bu nedenle kimse, kendisine gösterilen siyasi nezaketi, devletin tanıdığı saygınlığı ya da toplumun verdiği teveccühü bir maskeye çevirip kullandığını zannetmesin. Maskeler düşer, gerçek ortada kalır.
Unutulmamalı ki;
Devlet Bahçeli’nin de, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da yıllardır titizlikle üzerinde durduğu barış ve huzur politikaları; bu milletin canı yanmasın, analar ağlamasın diyedir.
Hiç kimse bu çabayı kendi küçük hesaplarının üzerine basamak yapamaz.
Ülkücülük; pazarda satılan bir etiket, ihtiyaç duyulunca takılıp çıkarılan bir kostüm değildir.
Bir karakterdir, bir omurgadır, bir ahlâktır.
Bu yüzden açık söylemek gerekir:
Herkes haddini bilecek.
Ülkücülük kispetine bürünüp çakala dönüşenler akıllı olacak.
Davanın vakarını, liderlerin emeğini, milletin değerlerini kendi dar siyasetlerine payanda yapmaya çalışanlar karşılarında sessiz bir toplum bulduklarını zannetmesinler.
Çünkü bu millette sağduyu vardır, feraset vardır, ama en önemlisi:
Gözüne perde çekilmeye çalışıldığında gerçeği görme iradesi vardır.
Dava büyüktür, dava temizdir.
Küçük hesaplarla kirlenmeyecek kadar büyük, çakalların gölgesinde kalmayacak kadar da güçlüdür.