Nankör insanlar hep birbirine benzer. Yüzleri farklıdır ama karakterleri aynıdır. Ne kadar iyilik yaparsan yap, ne kadar elinden tutarsan tut, ne kadar işini görürsen gör… Gün gelir hepsini inkâr ederler. Çünkü nankörlük, insanın hafızasında değil vicdanında ortaya çıkar.
İyilik, karşılık beklemeden yapılır derler. Doğrudur. Ama bu söz, nankörlüğü meşrulaştırmaz. Bir insan yapılan iyiliği unutuyorsa, orada mesele unutkanlık değil; karakter zafiyetidir. Nankör insan, kendisine uzatılan eli önce sıkar, sonra o eli hiç tanımıyormuş gibi davranır.
Bu tip insanlar, işlerine yarayana kadar yanındadır. Sıkıntısı bitince, menfaati tükenince, seni görmezden gelir. Hatta yetmez; iyiliğini yok sayar, emeğini küçümser, bazen de seni suçlu ilan eder. Çünkü nankör, borçlu kalmayı sevmez; en kolay yolu inkâr etmektir.
Toplumda en çok yıpratan şey, düşmanın ihaneti değil; iyilik yaptığın insanın nankörlüğüdür. Çünkü darbe arkadan gelir. “Ben olmasam da olurmuş” cümlesini en çok kurar. Oysa herkes bilir ki, o gün o kapı açılmasaydı, o el uzanmasaydı, bugün bambaşka bir yerde olacaklardı.
Nankörlük bulaşıcıdır. Aynı düşünür, aynı konuşur, aynı inkâr ederler. Bir araya geldiklerinde, geçmişi siler, gerçeği eğip bükerler. Ama unuttukları bir şey vardır: İyilik yapan kaybetmez, nankör olan kendini küçültür.
İyilik yapmaktan vazgeçmeyin ama kime yaptığınızı iyi bilin. Herkesi insan sanmayın. Çünkü insan olmak, sadece nefes almakla değil; vefa göstermekle olur.

