Birbirimizin gözlerine bakmayı ne zaman bıraktık ? Sokakta yürürken, asansöre bindiğimizde ya da bir dükkana girdiğimizde, aramızdaki o görünmez ama sıcacık bağı ne zaman kopardık ? Eskiden "Nasılsın ?" sorusu, bir nezaket cümlesi değil, karşıdakinin ruhuna uzatılan bir eldi. Şimdi ise sadece geçiştirilen bir hece yığını.
Neleri Geride Bıraktık ?
Teşekkür Etmenin Hafifliği :
Birinin emeğine, varlığına, uzattığı bir bardağa karşı "sağ ol" demenin verdiği o karşılıklı hafifliği unuttuk. Teşekkür etmek bir borç değil, gönül almaktı.
Hal Hatır Sormanın İnceliği :
"Sesin biraz yorgun geliyor, bir derdin mi var?" cümlesinin iyileştirici gücünü, ekranların arkasındaki soğuk emojilere feda ettik.
Saygının Sessiz Gücü :
Karşımızdakini sadece mevkisi ya da gücü için değil, sadece "insan" olduğu için baş tacı etmeyi, sınırlarına özen göstermeyi bir zayıflık sanmaya başladık.
Sevgi Biriktirmek mi, Hız Biriktirmek mi ?
Dünyayı kurtarmak için büyük kahramanlıklara ihtiyacımız yok aslında. Sadece biraz yavaşlamaya ve birinin varlığını fark etmeye ihtiyacımız var. Sevgi, paylaşıldıkça azalan bir sermaye değil; aksine, birine içtenlikle gülümsediğinizde sizin de içinizi ısıtan tek hazine.
Kaybettiğimiz nezaket, aslında kendimize duyduğumuz saygının bir aynasıydı. O aynayı yeniden parlatmak, kırılan yerlerini onarmak yine bizim elimizde. Çünkü hayat, kibirli bir hızla koşup bitirmek için değil; bir fincan kahvenin hatırında, bir komşunun selamında ve "iyi ki varsın" diyebilmenin huzurunda yaşamak için var.

